Popüler Yayınlar

30 Mayıs 2017 Salı

Fil ile çocuğun hikayesi













Beyazı suçladılar..
Halbuki gelinlik olmak da, perde kesilmesini de istemedi canından.
Beyazın canı benim dişimde, fildişinde gösterişliydi bir tek.
Ama en fazla papatyaya yakışırdı, papatyalar da senin başına..
Saçların da aslında en güzel göğsüme yaslandığında asildi.

Bilimsel olarak kanıtlanmasa da kalp atışlarım Sovyet füzelerinden hızlıydı.
Hızlandı, hızlandı ve durdu kalp.
Meteordaki ateşi sadece havada görüntülendi.
Kayıtlara bir oradaki sivilceli çocuk, bir de zabıt tutan polis memuru geçirdi.

Deli dediler halbuki delireli çok olmuştu.
Gönlüm patlamıştı kafam yerine, her devrimde..her baharda..
Coşmuştum.
Holiganlığa merak salmıştım, çocuk işte dediler.
Büyümüştüm ben..Aslan parçası kadar olmuştum.
Cüce dediler bu sefer.
Kısa değildim üstelik en az eşşek sıpası kadardım.
Kararındaydım herşeyin.
Seninle yaşamak kararındaydım.
Karardım gül bahçelerindeki insektisit yapraklarındaki bitler yüzünden
Bunu da kayıtlara geçtiler.

Irkçılık yapıyorsunuz dedim, marksist dediler.
Yediğim sillelerin hesabını tutmadılar, onu da ben tuttum.
Kaç kilo çeker bir yalnızlık, kaç okka tükenir yazarken.
Çok bir fikrim yok aslında hadiseler hakkında, o yüzden erkenden uyudum.

Değişik bir düğümle uyandım.
Kendimi kucakladım.
Duş almadım bugün ama küvette oturdum.
Aynada kendimle karşılaştım, her sabahki gibi değil..
Bugün..Günlerden bugündü, diğerlerinden farklıydı.
Kendimi aynada görmeyeli çok olmuş olabilirdi.
Hatırlamadım.
Ben zaten kötü olan hiçbir şeyi hatırlamam.
Hatırlarsam kahrolurum, sürünürüm, saçlarımı yolarım ama evi kirletmem.
Kendim temizliyorum, zoruma gidiyor bazen.
Herkesin annesi var, bana nah.

Asansörde yine dans ettim, baş sabit, bacaklar hafif kırık.
Ellerime baktım, yine koyacak bir yer bulamadım,
Avuçlarım terledi, en son cebime soktum.
Desteye dokunmak iyi geldi, nereden baksan 1 saat sonra biterdi, muhtaç hissetmedim .
Cebimden çektim elimi, fazla afilli yürümek beni utandırır.
Mesela senin yüzüne bakamam. Gerçi o hatalarımdan.
Ama normalde de öpesim gelir, gülesim gelir, bir his kesin gelir.

Ben bunların dakikanın altmışta birinde düşünürken,
Akşam bileklerimi keseceğim aklıma geldi,
Aklım başıma bir türlü gelmedi, daha önce karşılıksız sevdiler birbirlerini.
Viski almayı unutmuşum, getiren olur mu ki acep..Hatır soran olmadı ki..
Cesur ol oğlum dedim.
Yaşaman zararsa, yaşama dedim.
Kadeh kaldırdım, YAŞAMA..!!

İçim buruk, seninle yaşamak isterdim,
Ben aslında teyyarenin arkasına asılıp uçmak da isterdim.
Ya da uçurtmanın ipine dolanıp, aslında uçan balon da olurdu, kafam karıştı..

Ben zamana önem veririm, mesela saniyeler..Önem veririm.
Seninleyken fütursuzca kullanmak isteyişimi sayma.
Dünya bir tuvaletse, bunun gideri eminim ki ülkemizdir.

Nerede kalmıştık, bileklerim..
Avuçlarım terledi diye hatırlıyorum.
Hep kadınlar mı kesecek saçlarını.?
Pinhan gibi paslı makasın merhametine bıraktım saçlarımı, un ufak ettim.
O ses ürkütücü değildi nasıl olsa.
Saçların canı var mıydı? Acıyor muydu hatırlamıyorum.
Ben zaten kötü olan hiçbir şeyi hatırlamam.
Hatırlarsam kahrolurum, sürünürüm, saçlarımı yolarım.
Yoldum...Yoruldum da bunu yaparken.

Kan görmeyi sevmiyorum ama biyoloji dersinde rahatsız etmezdi.
Yine de alyuvarlar, akyuvarlar protein mi taşıyordu emin değilim.

Bugün içmeyeceğim. Sarhoşken herkes herşeyi yapabilir. Sen de ilk öyle öpmedin mi zaten.
Çok cesurca bir intihar. bence..
Saygı duyulması gerekmez mi yaşanacak güzel günler olasılıkken,
Kesin sonuçla bitirenlere.
Fazladan annemin mezarında cugara tüttürebilirim.
Bu ben de aynı etkiyi yaratabiliyor.
Gerçi sofu yanımla düşündüğümde acımın tarifi yok
Evrimsel bağlamdaysa bu çok olağan.

Bu arada beyis diye bir kelime vardı,
Belki beis.
Hatırlamıyorum. altmış saniye çarpı beş kadar vaktim kaldı.
Dramatikleştirmeye ziyan yok.
Ben gayet iyiyim.
Sadece kan görmeyi sevmiyorum, seni seviyorum ama..

Demir tadı var kanda. Bıçakla alakalı olabilir mi?
Bunu hiç düşünmemiştim.
Ben aslında hataları yaparken değil, yapmadan önce de değil, hep sonradan düşünmüşümdür.
Bir Atatürk gibi ileri görüşlü olmamı beklememiştin ama onun kadar kararlı olmamı beklemiş olabilirsin.
Ağız tadını bozmak istemem.
Hayatına renk katacaktım güya..
Siyahı verdim gökkuşağı diye.
Yine de beyazı suçladılar.

Biraz üşüdüm. çok değil.
Kendimi esmer sanardım, basbayağı beyaz mermer gibiyim.
Kırkikilik hassa kumaşı nedir bilmezsin sen, biyerlerde görmüştüm ben de.
Neyzen sana emanet, mamasını değiştirme, yemez.
Oysa sen hiç nazlı değildin.

İki dünyada sevgime karşılık geleceğini söylerdi alimler.
İlk kez sözümü tutuyorum
Allahaısmarladık.







21 Mart 2017 Salı

Olsun.














Bir dıkım nefesimiz ormanı söndürürdü sandım.
İçimiz dışımıza çıktığında ne ağaç ne bulut gördüm.
Gerçi sen de yoktun, varoluşçulara inat, olmadın.
Olsundu..
Olmasa da olurdu,
Hikayeler yazılmasa da yaşanırdı.

G.

8 Mart 2017 Çarşamba

Kısır Döngünün Başrolü..











Selam sevgilim! Yine ben.
Ve yine doğum günü kısırdöngüsünde sıradan bir gün.
Yaş ileri doğru artıyor,
Azalması makbul olurdu.
Neyse ki dünyanın yaradılışında bir rolüm olmadı.
Küçük piyeslerde görünmüşlüğüm var ama..
Doğumlarda, felaket ve ölümlerde..
En çok da kalp kırıklarındayız.

Kalbi kırılan her bireyi tanımasam da;
Kiminin incilerini, kiminin başak tanelerini yerden sessizce topladığına şahidim.
Ben ise taze buğday tanelerini dökmeden kurutup içinde saklayanlardanım.
En azından öyleydim. Sanırım.

Hüzünlü şarkılar dinliyorum bu aralar, aslında hep..
Aslolan; böyle karılmış benim hamurum
Bizden, senden, aynı teknede..

Açıklayamamak en büyük teferruatım.
Açılamıyorsun, halbuki hem aç hem açıkta kalmış çıplak ayaklarımız..
Gözümüzden kaçmış, hayat sana konsantre.
Keşke diyorum..
Türkçem çok iyi olsaydı da bu özlem iki kitaba sığmasaydı..
Tıptan bile anlasaydım,
Anlasam..Anlamıyorum..
Kokuna duyarlılık, reaksiyonlar, iç organların yer değişimi hakkında fikir beyan edemiyorum
Hep içimde acele eden insan trafiği gizli.

Kısacası keşke diyorum,
Üzerimdeki battaniye sen koksa..
Kitapların, kitaplığımda olsa..
Artık / artık ya da eksik olmadan,  
Tek bir hayatı yaşasak,
Yaşlansak,
Çoğalsak, birlikte büyüsek,
Büyütecek çiçeklerimiz, çocuklarımız, hayvanlarımız ve hikayelerimiz ile..

Keşke diyorum kısacası.
Türkçem çok iyi olsaydı da
Seni yazabilseydim.

Gökoğuz..

23 Şubat 2017 Perşembe

Müzeyyen










Hayallerime masturbasyon yapmak istemiyorum artık,
Ne kafi düşünceler, ne cepteki umutlar heba oluyor.
Beynimizin uyuşmasıyla sadece bir şarap şişesine düşüyoruz.
Şubat ayındaki tek eksik gün gibi yalnızız
Yanlış adam olamayız ama. Alışık olsak da.
Biz sıradan yalnızlıkları ;
ceketinin iç cebinde cigarasının yanına monte etmiş delikanlılarız.

Camın önündeki kediye müzeyyen adını koydum bugün.
Benden sana sevgi taşısın her gün,
Başka bir görev de vermedim, sarsaklayacak bir zat'a benzemiyor zaten.
Camı açtığımda gözlerini kısmasıyla selamını da alıyorum üstelik.
Bahar kokusu, papatya kokusu birşeyler içimden ılıkça akıyor.
Hani annemizin küçükken içirdiği süt kıvamında, Ilık işte.

Saatlerimi artık kurmuyorum, tıraş olmayı da bıraktım.
Düzensizliğime düzen getirmiştin. Bizim gibi adamın neyineyse, teh..
Odamın kapısının çalınması, en huzursuz eden kabusum oldu.
Kabus demişken, görmüyorum artık..Uyumuyorum ki. Uyanığım seninle.
Senin gözlerin açıkken, ruhum nasıl yer değiştirsin.

Geçen gece biraz sancım vardı.
Aklıma başkasına gülümseme ihtimalin geldi, hepsi buydu.
Ama kelebeklerle doldurduğun midemden,
Avuçlarımdaki öpüşüne kadar olan herbir yan..Yandı..
Öyle sandım en azından..Aslolan - kusmuşum.

Velasıl kelam. Özlem diz boyu.
Boynuma kadar boka batmamı saymıyorum.
Belki yeteri kadar ağlanmadığındandır.
Hele gel de saçlarını aynanın karşısında tarayarak seni bir kez izleyeyim.

Misket oynayan,
Denizde taş sektiren çocuğun bu kadar üzülmesi hayra alamet değil,
Bu arada Bakkal Hayri efendiye olan borçları da kapattım. Şükür.

Bıraktığın yerde, Müzeyyenden selam bekliyorum.
Bil, duy, gör ama unut yazdıklarımı.
Ruhumuz 1.
Mutlu kal.

Gökoğuz.




7 Ocak 2017 Cumartesi

Kıyl-ü kal


Bana erken ölme dedi,
Bilmez gibi ansızlığı..
ve kedimi de alıp gitti Müzeyyen.






10 Aralık 2016 Cumartesi

Son Mektup OlmasınDI

En sonunda sen de gittin,
Her gidenin ardından tutunulan yegane dost,
Kimse anlamasın diye dost, şşşşt..
Aslolan aşk,sevgili,aile,gündüz ve dolunay..

İlk gördüğüm kedi patisi büyüklüğünde kalp,
İlk içilen kahvem..
Görünmezin elçisi, yudumum..
Hazırlanan mezelerin hepsi helal..Sakiye hasret.

N'aparsın ki yokluğun kavşağından dönerken,sarı ışıklarda..
Terliksiz basılan taş zeminim artık.
Ben; soğukluğun anlamıyım sende.
Sen; deniz kenarındaki bira..Ter..
Yatağın sıcak yanı..Tamamı..
Ben, ben nevresimsiz de yatarım,merak etme..

Her kavuşma vals, her gidiş: hiç gitmemiştik ki..
Gelememiştik de, gelinmemişti aslında..
Aslında konunun gelmek ve gitmekle ilgisi de hiç olmadı..
Biz her an dünyayı unuttuk, eylemleri, fiilleri, insanları..
İnsan değilim..Yaradana inanan sana,inandım..
Gerisiyle de hiç ilgilenmem..Hepsi bu. Sen yani, tamamı..

Haplar beni yok ediyor..
Damarlarımın küçüldüğünü hissediyorum.
İlaçlardan değil, yoksun ki nasıl kilo alayım..
Yatakhanelerden sonraki tek lezzetsin..
Ağız tadın hiç bozulmasın, öğretenin yüreğine sağlık..

Sen gideli çok olmadı aslında.
Henüz ay yörüngede yeteri kadar dönmedi bile..
Çok uzun geldi..En az 3 metre..
Hep bir bakış mesafeli olmanı nasıl unutayım çocuk..
Ağzın açık uyumanı unutmam ki.
Son uykuymuş, senin yanımda,benim dünyada..
Gidilemeyen herşeyin son hayali.
Mektubun sonu hüzünlü olur.
Bende herşeyin neşesisin, sen çiçekleri kıskandıran..

"Sen" biraz anlam içeren bir yoldur, "biz" yeterince anlamlıdır.
Dengeli her insanın deli olduğu da kabullenilebilir.
Yağmurun ıslatmak için mi ağlatmak için yağdığı muallak.
Sen gitme de gerisini konuşuruz.
Haydi,
Bekliyorum..


24 Kasım 2016 Perşembe

Boşluksuz..


















Müziğin ritmindeki karmaşa sana, 
Dans ben, 
Sözler sana,
Gözler ben..
Reglinin karnına baskısı sana, 
Rakıdaki koku ben, 
Binlerce şiir sana,
Kelimeler ben,
İçinden geleni haykırmak sana,
Aşk deyip susmak ben, 
Gidilmemiş her dünya toprağı sana,
Hayaller ben,
Gökyüzü sana,
Toprak ben,
Kedileri seven sana,
Neyzen ben..
Aşkın sesi sana, 
Onu üflemek ben..
Üzgünüm demek sana,
Üzgün olan ben.
Herşeyde var olan sen,
Yok edilen ben.
Aşkın baygınlığıyla meşk etmek sana,
Gayb olan ben.
Hakkaniyete sığınan sana,
Garip olan ben.
Okyanuslar sana,
Karadeniz ben.
Nefes sana,
Kısık sesler, yutulan her harf ben.
Herşey senin.
Hiç ben.
Ney üflerim ben. 
Şiir filan yazarım, okumam tekrardan ama..
Velosipetim de var. Kafama eserim o yerindeyse, basar mahalle bakkalına giderim.
Dönerim erkenden eve..Ne yapsaydım. Nevresimlerdeki kokunu terk mi etseydim. ?
Bana yapılabilecek şeyler söyle!
Hayatımı kaplayan kokun, zıkkımın köküyle nasıl bir meşki diyar ediyor gayb diyarından.
Geveziliğin lüzumu yok. 
Ondan Lüzumsuz olduk her bir ferdin hayatında.
Yok bize yaradandan başka yaranan.
Dönüp dolaşırız türetildiğimiz balçığa..
Ne diyorduk?! Ağla gönlüm..ağla ağla..
Dur dur dur büyümek yok yahu..
Hem yok hem var..
Oturuşur öyle bir ağlaşırız ki kıskanır kahkahalar..
Ya hu..ya huuu..
Bu dünya kalmak için değil, yanmak içinmiş..

23 Kasım 2016 Çarşamba

Saklı Nefes




















Beklersin; çocuğun şeker pamuklarına hayranlığıyla..
Kadehindeki peynir parçasıyla, sabır nemlendirirken alnında.
Tek nokta - değer - dedirtir seni masanda, bekletir..
Nice mezarlıklarda Lüzumsuz adamlar yatarken..
Sen beklediğin gelmemişçesine kadehi dolaba kaldırırsın..
Beklemenin sabrıdır sufiliğimiz. Yoksa neden dönelim boşlukta?!
Merak etmezsin, üstümüzdeki tennuremizi, sikkemizi, siyah hırkamızı..
Mananın maddeden ağır olduğunun kanıtıdır üflememiz. Dinle!

Garibin Ruhuna diye okunan her mezar taşıdır adımız..
Duamız avuç içlerindeki Hüve-l Baki..
Senin her gelişin başkasının itişidir unutma..
Gönlünün kokusu sinmiş sanırsın, başkasının kokusuyla karışmadıysa..
Ya karıştıysa..
Çay'ı karıştırması bile güzeldi.

Şekeri sevmez ama çay'a da sormaz derdin ne diye.
Ateşlerde demlenen çayın,
Soğuduğunda acılaşmasını merak etmez Havva kızı..
Beni, Bizi, Sizi..Etmez merak..
Şikayet de etmez..

Herkesin kabuğu tek kişiliktir.
Ne sığabilirsin ne kırabilirsin.
Üfle?!
Nefesinin içine gir de üfle..
Kabuğun, yuvamdır. Girer girer sığınırım,
Yer varsa gelir,
Yoksa dert edinir,
Ölür ölür dirilirim.
Sen şimdi uyu ve dinlen.
Ruhuna sağlık, bedenine afiyet,
Bana aşk..
Hoşçakal.







19 Kasım 2016 Cumartesi

Gök-Yüzü















Yer-yüzü..
Yeryüzünün eşsiz bataklığına inat;
Gökyüzünün sonsuzluğusun..
Hatta bulutlar senin gamzelerin..

Sancılarla uyandım yine, gerçi hiç uyumadım ki..
Sırt ağrılarımı geçirmeyen ama acılarıma iyi gelen kurabiyeler yapsaydın keşke..
Hala yapamıyor musun, tarçınlı havuçlu kekleri?
Seninle aynı mutfakta sarılarak yemek yapmalıyız..

Kokteyller hazırlasak da, sen şekeri eritemezsin..öğrenemedin..
Midemiz de bulansa, böğrümüz de yansa, vicdanımız da sızlasa..
Seninle karşılıklı iki tek de atsak..
Kusmaya yine tek başına gideceğiz..iki kişi içsek de..
Demem şu ki..
Derviş de olsak, şukela da, vahdeti vucut da,
Gönlümü çaldın, ses etmedim..
Mesafelerden bahsediyorsun, karısı ölen adam ona aşkla bağlıyken hala..
Ayıp değilse de ayıplarım..

Gökyüzüsün..
Göğün tek yüzü..
Bulutlar gamzen, fırtınalar tutkun, yağmur huzur..
Ben neyinim,o muallak..
Muallak, muadil müezzinin müderrislerle mütemadiyen mübalağasıysa madem..
Eksiğimsin,
Onca gereksiz kelime içerisinde tek gerekli olansın..
Gönlüm, koltuğum, yatağım, gamzelerim boş..

Yer-yüzü
Zeminin kayganlığında hareket ettirilen kelimeler.
Gök-yüzünün sonsuzluğuna bırakıldı..
Araftaki biz gariplerin seçebildiği bağzı kelimeleri de sen oluşturdun işte..
Meselenin başlangıcı-sonu bundan ibaretti..
Biz konuyu yerden göğe yanlış anlamışız,
Eksiği bize, fazlası size..

Ve sen hala okuyorsun..
Hiç bitmeyen, başlanmayan, yazılmayan,
İç sesle yüreğine bağışlanan cümle partiküllerini okuyorsun..
Hee, unutmadan..
Unutursan adımı..bir adım da gelir, fısıldarım..
Balığım ben..
Sudaki şeklim işte buradan gelir..
Gökten yere yağan suyun adıyım..




11 Kasım 2016 Cuma

Anne ben görmemiştimDi..













Fütursuz laflara aldırış etme çocuk,
Belli ki sen de herkesin görmediği birşey var..
Alışma, alıştırma,
Belli ki sen de itilenlerdensin - İtsinlerDİ*
Göklerden in de, biraz konuşalım.
Umutlanma, umudunu sustur..
Hayallere kalp masajı yapmayı bırak,
Galataya hasret deniz kenarından ırak,
Şöylesi mangalsız bir canpare yeşillikte..
Bırakılan herkese ters, herkesin görmediği birşey olsun içimiz..
Dibimiz çamur, avucumuz çamur, gönlümüz kuru ot yığını,
Kalpten eser yok.
Gerçi ülkede bırakılan tüm eserler çalınırDI. Örf ve adetler.!
Beynimiz, ciğerimiz yağmalandı be çocuk.
Her gelen daha sert tekmeledi pati büyüklüğündeki gönlümüzü..
Siktir et diye diye unutulur sandımDI,
Herkesin görmediği birşey vardı..
Herkes görmüş, ben geç kalanlardanmışım..
Gereksiz sıra beklemişiz ahir zamanda.
Görmediğimi görmemişDİ..
Yolculuklar içimize doğru başlamalı..
Daha yağmurlar başlamadı,
Hayaller toprağa akmadı, üstü örtülmedi.
Kaburgalarımız kalbimizi örter de ben sana örtü olmaz mıyım?
OlmazmışDI..

5 Ekim 2016 Çarşamba

Laika













Melankoli..**
Kişinin kendini bulma hali..
Kimine göre kendini kaybetme..
Nerede bulunup nerede kaybedildiğine dair çeşitli rivayetler hep dolandı..
Şehir efsaneleri işte..inanmayın..

Birine şiirler, kasideler döşenmesi ne hissiyatlı iştir ey Tanrım..
Kelimelere takılmayalım.
Mevla-İbranice, Rab-Farsca, Allah-Arapça ise;
Tanrım diyeni sopalamak neden ola ki?

Artık yeni şiirler yazılmalı eskilere saygıyla..
Kadının saçları Cemal Süreyya olmalı, 
Uç.!! denebilmeli martılara inat..
Gözleri Sebahattin Ali olmalı,
Yeni nesillerin ötesi görebilmeli en derin manasını..
Şeyh Sadi Şirazi olmalı dudakları..
Doğudan batıya o ıslaklığı getirmeli..
Getirseydi..İyi söyledin Laika!

Kiminin melankolisi sol ellerine bulaşan kedinin gri tüyleriyken,
Kiminde sağ elindeki kadehi.
Bazen karanlık bir hanedeki tek aydınlatılan bölüm kayrolanın herbir yanı.
Ucuz ampüllerin renklendirdiği "fotoğraflar"
Bize göreyse gayrimüslimlerin kullandığı "pain"

Öpüşelim mi..
Kışa kalmadan, sonbaharda..
Melankolide..








27 Ağustos 2016 Cumartesi

Cesaretlenin..!!
















Yaratıcı eğer vucudunuza cesaret değil de kan verdiyse, 
O kalbi birayla pompalamak gerekir,
Zira, bir miktar bira herşeyi değiştirebilir.
Cesaret Lenin, cesaret..


Yalın bir ironi : Yalın-ızlık..



















Yalın ve ıslık..
Eli cebinde üzerinden dökülen eşofmanla gezenti bir tip..
Alkolün damarlardaki hızlı ilerleyişine inat,
Bizimkinin kafası bir o kadar yavaş.
Ağzında cigara, sırtında çalgısı..Islık tatlı, dudak ıslak..
Önünde çengisi..Yani adımlara yetişememe eringeçliği.
Acelesi olmayan ve doğduğuna pişman ayaklar..
En sevilen sözcük güne göre değişsse de, bugünlük ayakkabı.
Sadelikten yana, özgün ve basit. "Simple" işte sizin anlayacağınız.

Sade bir yaşamın senfonisinın tınıları tıngırdatır kömürdeki cezveyi.
7 kişinin 14'e böldüğü yudumları..
Misafir, musafirdir, ksenostur, yolcudur, seyyahtır.
Uzun yola giden, dönmeye çalışmayandır aslında.
Yudumların kalanı onlaradır. Toprağı sulamak yeter.
Öyledir hep, öyle derler, duyarız.
Biz duymasak da, biliriz, Görmesek de tahayyül ederiz.
Edebildiğimizi varsayarız, edebimizle-edepsizliği yazarız.
Balığız işte, üzülmemesi gereken - en gereken adamlarız.
Yoksa kim üzülür bunca ölüme, öldürüşe, olduruşa, olgunluğa, olanca tekdüzeliğe ve hiç..
Hayat: yapılan planların dışında gelişen tüm kurgulardır.
Kurmaya çalışılan saatlerin aksine, hayat! kurulamaz.
Hey hat..
Caka satmak bir yana, ağızda mırıldanır günün sözü.
''Yalnız adamın sahibi olmaz.''
Bu da bizden olsun. Hemde ücretsiz, edininiz.

"Onların boş lafları olamaz benim işim..
Satacak değilim ki niçin övecekmişim."

ve öylesine..hiç..

11 Ağustos 2016 Perşembe

9 Ağustos 2016 Salı

Lüzumsuz Adamlar ve Kedili Kadınlar..






















Bende beni alıp giden kadın size neler yapar bi düşünün?
Düşünemediniz değil mi? Ben de böyleydim..
5 ülkede 17 şehir değiştirip 27 ülkenin ücra köşelerinde gezmezden önce..
Kayboldum. Kayıp olan her TV kumandası gibi..
Bulundum sonrasında, ücranın icra mahkemelerinde..Yargılandım sessizce..
Bakışlar rahatsız eder, intihara meyilli insanları..
Dönmüyor geri diye şarkı söyleyenim de olmadı ayrıca,

Sıralamayı bozmayın..Rakı, su, şalgam..
O kokuyu içine çekince değişir..Su, şalgam, rakı..
Bir önceki cümlede ne yazdığın bile unutulur. Telef olur harfler..
Yerimizi yadırgamamız bundandır belki..unutuyoruz nerede olduğumuzu..
Yaradanın üflediği ruhların huzursuzluğu..Anlamayan için..
Şehirler batar ruhumuzun mabad kısmına, göçmek isteriz her bir ebabil kuşu gibi..
Gerçi ebabil kuşları da göçmez, görmez, göstermez kendilerini..ölür uçarken aşkından..
Bizim gibi hiçler dile getirsin diyedir belki, yaradana bir sofu sorsun, bizi anımsamayabilir..
Gerçi hiç yoktan vardır..Güzel cümle..Yaradan yaratmış. Biz ölelim..

En iyi yaptığımız şeydir tankların önüne yatmak..
Ya da sevgisizlikten nefessizliği beklemek..
Uğruna ölünecek çok şey var.
Sevdik abi..N'apmalı..Gökkuşağı olamayız ya..
Gökyüzü olabiliriz belki. Denemeli kanatlandıranla birlikte..

Aynı şarkıyı kasetin iki yüzüne çekip heryerde dinleyen nesilleriz..
Biz gerekirse gökkuşağının her rengine gireriz..Uçurtma yeterki bizimle olsun..
Martılara çarpmasın yeter..
Rakı dudaktan aksın ama halıya değil..
O'nun bastığı yer berekettir..Zinhar haramın yeri yoktur..

Bir nefeslik canımız var, halen anlatmaya, anlamlandırmaya çalışıyoruz..
Bizim gibi kuş beyinlilerin haddine mı?
Had, sınırı aşmak değil, sınırı öteleyip zorlayarak mücadele etmekse eğer,
Biz yaradılmışların aksine, o çıtayı kırdık.!! Gebergaha ulaştık.
Yokluk ve varlığın velisi olmak isteyişimiz bundan mıdır ey halife?
Akıl verenimiz yokki aklımızı s..ken kadar.
Aklımızı kaybedeli de 31 yıl zaten oldu..
Bu dünyada yaşayabilmek için ya deli olmak lazım ya da hiç yaşamamış olmak..

Seni her tanıdığımda eksiliyorum..
Her karakterinde ben çoğalıyorum..
Çok fazla ruh barındırırken içinde, ben neden dışındayım..Yüzeyinde..?
Dövmenin iğnesinin girdiği her acıya ben kefilim..
Oradaydım..
Ruhuna işleyen dövmenin yarası da benim, yara bandı da..

Hadi uyuyalım geç oldu..
Söz çok, sen yoksun..
Manasız..Bekleriz..
Neydi? Hiç, yoktan vardı.
Selam ve muhabbetle..
Ve aşk..!


27 Temmuz 2016 Çarşamba

Viya!
















Seni çok fazla seviyor olabilirim..
Zaten bu sevginin de bu hayatla pek ilgisi yok.
Benim de hiç olmadı, olmasını da istemedim, konu da zaten bu değil.
Ne istiyorsun, ne istiyoruz, niye varız?

Bir ilişkiye ara verilmek istenirse, derhal uzaklaşın oradan..
Zira lüzumsuz adamlarla, kedili kadınların ilişkilerinde verilecek aralar yoktur.
Cennet, cehennem olabilir.
Sıcak, ateş, buz olabilir.
Gündüz, güpegündüz, gün ve gece olabilir.
Ara ; sevişmeye verilebilir. Tek ve gerçek manasıyla.
Çünkü tutku insanı yorabilir.

Rahatsız etmeyin!
Rahatsız insanları rahatsız etmeyin, zira onların tek bacakları aksaktır.
Onlar tüm dertlerini içlerinde biriktirdikçe, boğazlarına kadar dolu rakı tadıyla dolanırlar.
Lüzum ; gerek görünenin aksine olması gerekenin dışında gerçekleşir.
Bu yüzden ellemeyin, dokunmayın. Rakı ve tekilayı karıştırmalarına izin verin.
Ve lavaboda ciğerleri sökülürken, onlara kağıt havlu uzatın,.

Aşk, üzerine yazılanları görmezden gelemedik.
Şimdi biraz da Milla's dream dinlesek.
Ama birlikte..
Neyse ki cebimizde rakı alacak paramız var.
Hayatın yorgunluklarını, küskünlüklerini unutacaksak.
Pamuk ellerini, pamuktan yüreğine at da kuralım soframızı.
Ağız tadınla, ağız tadım bir olsun.
Gerisi zaten darbecilerin işi.
Başlayalım mı yelken açmaya, Kaptan?
Ver emri, Viya, viya, viya!!




12 Temmuz 2016 Salı

4 mevsim

Memleketimde 4 mevsim yaşanırken,
Sende 4 mevsim kış..
Bisiklet tekerinde tepetaklak hayatlar bi yana,
Kaz dağlarının eğrilerinde bükülen bizler..
Kayboluşçu, varoluşçu, rasyonalist, kuantumcular..
Mevleviler..
Rüyaların yapıldığı hammaddeden yapılan varlıklar..
Gözleri şehvete, vicdana, havva kızına takılan üsturupsuz adam.
Evimiz..Hanemiz..Mahremim..
Sen evin her yerine dök saçlarını, salınarak yürü..
Saçlarını benim için aç, bırak dökülsün..
Ben toplarım. 

27 Haziran 2016 Pazartesi

Einstein'ın Yalnızlık İzafiyet Teoremi.
















Ne yapsan da geçmez yalnızlık hissi.
Yazsan da çizsen de, içsen de, ölsen de yanlız ölürsün, pardon yalnız.
Yalnızlığın ortasında ayakta dikilmiş ve dikkat çeken kocaman bir "L" harfi gibi.
Yalınayak, başıkabak kavak ağaçları.
Bizim gibi gezentilerin toprağa dikilmiş halleridir o harf, hepsi bu.

Büyütülecek bir durum değil.
Büyüyücek kadar zaten akıllanmadık.
Akıllı olacak kadar okumadık.
Çok okuyabilecek bir kütüphanemiz de zaten hiç olmadı.

Parmaklarım kaleme, dilim mürekkep tadına aç!
Sen hala yazmadın son 11 dakikadır.
11 içindeki dikilen iki yalnız rakam da cabası.
Her yerde yalnızlığı bize anımsatan sokak satıcıları gibi, mazbut, kadirşinas..

Geçenlerde uçakta yalnızlığa uçtuğumuz bir dönemde Einstein'ın son sözleri..
KAHKAHALARLA, (Pardon ben gülemem, en azından 31 yıldır.)
Tebessüm ve beyin duvarlarıma çarpıp durma hali..(4.hal)
" Sevgili Gökoğuz, ikimizin çalışmaları birbirine çok benziyor, ama senin çalışmanın ne olduğunu pek anlayamadım"
Ne bu şimdi?
Einstein'a sevgilerimle..ve gülücük..(Gülüyor)


24 Haziran 2016 Cuma

Yalnızlık Manifestosu












Güzel birşeyler dilemek mi?
Dilek de , güzellik de sendin.
Bana kalmadın..
Gittin.
Git.
Ben bira içmek için buradayım.

Yaşamda kalabilmek için birkaç kez ölmek gerekir, amma hoş!
İşte, insanı sevebilmek için de hiç tanımamış olmak gerekir.
Ben ya bütün dünyayı istedim, ya hiç birşeyi.
Neyseki hala biraz biram var.
Demekki bir şansım daha var olabilir..
Biram ya kalmazsa? kalmadı..
Sen de kalmadın, gittin..

İyi miyim?
İyiydim..Vazgeçtim, değilim..
Kemiklerim kırılıyor,
Ruh acısı işte.
Sen olsan bişeyim kalmazdı ama,
Kalmadın.

23 Haziran 2016 Perşembe

Tanrıçaların peşinde koştuğu Kadın..














Kıskançlık damarlarımızın basınca dayanamadığı bunaltıcı günlerin serinleticisi..
Sabırsız günlerin, ardı ardına boy gösterdiği küçük öyküler..
Arjantin kasabalarındaki renkli araflardan izlenen tek göz odalar..
Lüzum var mı bunca his ve anıya, yoktur eminim..
Bizler, Romalılardan, Orhun yazıtlarından, Şeyh Sadi Şirazi'den aşkı öğrenen yeni yetmeler..
Öğrenemiyoruz, daralıyoruz, bekleyemiyoruz. Halbuki her otobüs durağının üstü kapalı.
Ve her yerde yazıyor bu illet hastalık..Çaresizliğin kısırdöngüsü..
Başa sarmaktansa sondan başa ilermeyi öğrendiğimiz hayat da cabası..

Binlerce güzel kadının milyonlarca yağız hayranlığına kayıtsız kalamayız da,
Kaydedilmeyen hafızalara senin o bakışlarını saklayabiliriz, ne dersin?
Kaybedilen onca ruhun, eskimiş, kullanılmayarak en dibe çökmüş hali..
İstediğimiz o işte..Tam ortadaki.
Mahiyetinde kadıncıklar barındıran, barınak altındaki sofamızda..

Şarabın da, çayın da içindeki kan renginin suyla birleşmesi gibi o ruh..
Melankolinin, meyan kökü ve bir kelamla 8. hal aldığı gerçeğindeki ruhun.
Gizlediğimiz karakterin sende halden hale girmesi de asıl lüzumsuzu..
Lüzum; çarşıdaki dolanan ruhun aksine içindeki ruhu çekip bedenine oturtmaya çalışmak ise,
Direnme artık..
Zamanı bırak..İyi ya da kötü o bizsiz de dönecektir.
Zaten doğru zamanda kaybolmuş insan görülmüş şey mi hiç?
Kollarını ve dudaklarını aç ki, yerleşsin soyutlanmış dünyamızdaki her damlaya.
Molyerden, Mevlana'ya öğüt veren tüm dostlara selam,
Sana aşk..

Hasretle..Gökoğuz..



17 Haziran 2016 Cuma

Hüsran Vol. 31 Years

















Kadınların soylu tavırları bizleri saray palyaçosu yapıyorsa 
Kabahat kimin? ( Bakınız Kabahatler Kanunu)-5326
Karşıdan emirler yağdırıp şuh kahkahalar atanın mı,
Suratındaki sırıtışla bunu kabul edende mi?

Her yolun sonu belirsiz, 
Her yol Bağdat..
Geri kalmış medeniyetlerdeki kadın tavırları gibi, 
Dünya kadınlarımızın kontesliği..

Elden tutup dünyayı tekrar fır döndürecek bir el?
O dünyalar Lut kavmiyle sonlandı değil mi?
Ya da Hz Adem ile birlikte..emin değilim..
Yaşantı yok, nefes yok, su bile yok iliklerde..

Ne yapmalı?
Ya içelim ki çenemiz düşsün..
Ya susalım da, anlamış bu desinler..
Ya da küfür edelim dünya ırkındaki her bir şahısa..
Külliyen yalan..Ben öyle şey yapmam..
Hem vallahi hem billahi..

Her nesilde anlamamız için indirilen kitap..
Her asıra gelen bir alim..
Global Optimize bilmem ne mekanizması..
Eyyy Kuantumcular, Hegelciler..
Ne hala yaradanı bulabildiniz 180milyar yıldır..
Ne de kadının sırrını çözebildiniz. 
Deliren onca insana yazık değil mi? Münafıklar..

Adaletsiz yaradılışa bir de bu mu eklendi?
Kıvrımların anlamını yitirdiği bu Ramazan, Şaban ya da Gökoğuz aylarında bizler çözümsüzüz.
Çözümlenemeyen, çözümsenmeyen, çözümü mutlak sır olan bu gizil süreç.!
Yordun bizi hadi siktir git artık da adam gibi ölelim..
"Yaşatmayan Yaradan öldürüyor işte" diye nameler yazacağımıza,
"Öldürmeyen acı güçlendiriyor" demek de nesiymiş? ( Bakınız Niçe)
It's Bullshit..
Kaçtım. Kib, bye